27 Şubat 2011 Pazar

Venezuella'da Devrim

"Dünya artık büyük sözlerle değil, küçük insanlarla değişiyor."

Ece Temelkuran, Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita

24 Ocak 2011 Pazartesi

Saraybosna

Daha önce de bahsettiğim Balkan geziminizin aslında ilk durağı Saraybosna'ydı (Sarajevo). Amaç deniz kıyısında Hırvatistan tatili de olsa, Bosna'yı da görmeden olmazdı.

Plansız olmamıza rağmen uçağımızın erken oluşuna güvenerek araba kiralayabileceğimiz ümidindeydik. Ne yazık ki Saraybosna'daki film festivali bunu imkansız kıldı. Biz de sırtımızda çantalarımız şehrin merkezine yollandık.


Bu bölgenin ismi Başçarşija. Tanıdık geldi değil mi? Evet, baş çarşı. Sırbistan'da olduğu gibi Bosna'da da bir sürü Türkçe kelimeyle karşılaşıyorsunuz. Döner, börek, kaldırım, çay, kahve, çizme.. Saraybosna'da öyle çok gezilecek yer yok; hele de hava Temmuz sonunda yağmurluysa. Biraz da benim ısrarımla Latin Bridge'e yürüdük. Burası Franz Ferdinand'ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürüldüğü ve 1. Dünya Savaşı'nın başladığı yer. Ve işte Saraybosna'daki gündüz gezisi bu kadar.

Ama insanların nazik, sıcakkanlı ve Türkleri çok sevdiğini söylemem lazım. Niyetimiz Mostar'a gidip, gerekirse oradan araç kiralamak olduğu için tramvaya bindik ve orada iki kızla tanıştık. Bize çok yardımcı oldular, sayelerinde şehir ile ilgili bir çok şey öğrendik (bu arada biri Türkçe biliyordu). Gece hayatı konusunda onların da tavsiyesiyle o gece Saraybosna'da kalmaya karar verdik. Yine onların tavsiyesiyle tek kişilik oda başına geceliği 20 Euro verdiğimiz Banana City isimli otele kayıt yaptırdık.

Gece Başçarşija'ya gitmek üzere yine tramvaya bindik ve gündüz tanıştığımız kızların tavsiyesiyle yine bilet almadık. Ama yolda polisler bize bilet sordu ve ceza ödemek zorunda kaldık. Turistiz ayağını yemedi tabii polisler.

Güzel bir restoranda bayağı güzel yemekler yedik, biralarımızı içtik. Etraftaki eğlence yerlerini gezdikten sonra gündüz tanıştığımız insanların tavsiyesi olan "The Basement" isimli gece kulübüne gittik. Oldukça güzel bir ortamı var ve çok şık. Bosnalı kızların inanılmaz güzel olduğunu söylememe gerek yok. Gecenin ilerleyen saatlerinde göbekli kodaman adamların yanına gitmeleri kafamda ilginç düşünceler uyandırmadı değil.

Ertesi gün ise Mostar'a gidiş günü olduğundan şehir gezisi yapamadık. Gerek de yoktu, zira bu yoldaki nefes kesici kanyonlar yüzünden sürekli durmak zorunda kaldık. Eğer Bosna-Hersek'e gideceksiniz bu kanyonları kesin görmelisiniz.

5 Eylül 2010 Pazar

Looking For Eric

“Zar atmaktan korkan asla altı atamaz”
“Her zaman düşündüğünden daha fazla seçeneğin vardır”
“En asil intikam affetmektir”

ve

Bishop (B): Bağırıyorlar. Adını haykırıyorlar.
Cantona (C): Korkunçtu, evet.
B: Sen mi korkardın? Asla!!
C: Durabilir diye korkardım. Kalabalığı şaşırtmayı severdim. Her zaman bir hediye vermek isterdim. İşe yaramayabilirdi, ama yararsa..
B: Akıldan çıkmazdın.
C: Evet. Ama bunun için önce kendine sürpriz yapmalısın. Risk alarak. Kendine hazırladığın limitlere bağlı. Sağlam oynarsan risk yoktur. Anladın mı?

“Zar atmaktan korkan asla altı atamaz”


- Looking for Eric

4 Eylül 2010 Cumartesi

Analist vs Tahminci

Özellikle data kullanımının yaygınlaştığı ve erişiminin kolaylaştığı 2000 sonrasında CRM'in büyümesine, analitiğin şirketlerin en anahtar birimlerinden biri haline geldiğini gözlemledik. Bu konuda en büyük atılım, müşteri bilgisine en çok erişime sahip olan finans ve telekomünikasyon sektörlerinden geldi tabii ki. Web tabanlı işler de doğal olarak bu atılımı son yıllarda daha çok yapmaya başladı. Google ve Amazon en güzel örnekler.

Analitiğin gücünü keşfetmem bu mesleği seçmemdeki en büyük sebep. Elimdeki malzemeyi (bilgiyi) doğru değerlendirerek ondan somut sonuç elde edebilecek olmak, bilgi ve fikir üretimi yapabilmek düşüncesi beni heyecanlandırıyor. O yüzden skorlamalar, segmentasyonlar, müşteri bazlı uygulamalar, trend analizleri, korelasyonlar yaptıkça optimal sonuca yaklaştığımı ve dünyaya katkıda bulunduğumu hissediyorum. Yaptığım uygulamanın dünyanın diğer yerlerinde kullanılacak olduğunu, kayıpları engellediğini bilmek müthiş haz yaşatıyor.

Ancak.. Optimizasyon teorik bir kavram. Optimal değere ulaşmayı istemek analistin aklını bloke etmemeli, analist yapılan işin çıktısını başından hesaplayabilmeli. Duracağı noktayı iyi bilmeli. Saplantılı bakış açısının üç türlü zararı var: Birincisi analizler zaten ciddi data altyapısı gerektirir ve kayda değer maliyete sebep olurlar. Saplantılı bakışla aynı emeği harcayarak karşılığında daha fazla değer elde edilecek bir analiz göz ardı ediliyor olabilir. İkincisi saplantı zaman kaybettirir ve alınacak aksiyonun ertelenmesi şirketi zarara uğrattırır. Üçüncüsü ise aşırı detay, eldeki datanın derinine inmek, yani alanı küçültmek demektir; bu da analizin güvenilirliğini düşürür.

Bu tehlikeleri işletmeci göremeyebilir; bu sebeple analist pratikte gelecek faydayı önceden görmeli, tahmin etmelidir. Uygulanabilirliği olmayan bir analizi sonuçlandırmak, hatta ona başlamak bile vakit kaybı olabilir; işte analistin düşmanı verimsizlik burada başlar.

Benzer bir tehlike de yanlış yönlendirilmiş analizler. "Pratikteki fayda?" sorusundan sonra sorulacak ikinci soru da "Neyin analizi?" olmalıdır. Şu şekilde açıklayayım: Müşterilerin kredibilitesini ölçmek isterken onları kredi geçmişine göre ayırmak mantıklıdır ve sizi sonuca götürür. Ancak onları saç rengine göre (!) ayırmak baştan saçma olur. Bu örnek ekstrem; ancak CRM'le yeni aşina olmuş şirketlerimizin yaptıklarına bakınca o kadar komik gelmiyor. Önceden bir fikriniz olmadan analize başlayamazsınız; bir içgörüye (insight), ya da geri bildirime ihtiyacınız var. Bu da analistten ziyade tahminci diye adlandırdığım insanın önsezilerine bağlı. Analist değil tahminci olun.

Analist/tahmincinin en önemli mücadelesi planlama yani analiz öncesi sorudur.

Erkeğin Aşkı

"Aşk, erkeğin yalnızlıktan kurtulmak için yürüdüğü yolda yapayalnızlığıdır."
"Aşk başka bir vücutta kendini sevmektir."

Bülent Akyürek, Kadınlar Üzerine Ahmet Abi'nin Gözünden Kaçanlar