17 Ocak 2010 Pazar

How can you see into my eyes?


Bu cuma itibariyle gözlük-lens ikilisinden -inşallah- sonsuza dek kurtulmuş bulunuyorum.

3 ayrı doktora gözükerek garantiye almak istediğim lazer ameliyatı sürecinin göründüğü kadarıyla başarıyla tamamlandığını zevkle bildiriyorum.

Operasyon için seçtiğim hastane İstanbul Cerrahi Hastanesi, seçtiğim doktor Sinan Göker oldu. Aslında hastane seçiminde doktor seçimi etkili oldu demek yanlış olmaz; çünkü kime sorsam, hangi göz doktoruna danışsam, ağzından bu doktorun ismi çıkıyor. Medyada da tanınan bir doktor kendisi; karizma, sakinlik ve yeteneği bir potada eritebilmiş. Yalnız adam inanılmaz yoğun. İlk gün muayene günü, 2. gün ameliyat günü ve 3. gün kontrol günü olarak değerlendirirsek Sinan Bey ile aynı odada sadece 20 dk. bulunmuşumdur. Muayeneyi, kontrolleri, ölçümleri asistanlar, hemşireler ve ekip doktorları (ki onlar da uzman doktorlar) yapıyor. İlk gün Sinan Bey ile 5 dk. ameliyat detaylarını konuşuyorsunuz ve randevunuz alınıyor. 2. gün ilaçlar alınıyor, son kontroller yapılıyor, damlalar damlatılıyor ve ameliyat için 15. dk'lığına Sinan Bey odaya giriyor.

Buraya bir parantez açalım; ameliyatlar dendiği gibi 4 dk falan sürmüyor. 5 dakika kornea flap kaldırma, 5'er dakika da gözlerin traşlanması sürüyor. Gayet de 2090'lı yılların bilim-kurgu filminden ameliyat sahnesi gibi. Bin türlü ışık, korkunç görünümlü makineler ve "diiit" sesleri. Gözünün dakikalarca buna tanıklık etmesi de cabası. Yine de Sinan Göker'in tüm süreci anlatarak sizi rahatlatması ve işini çabuk bitirmesi güzel. Parantezi kapa.

Kısacası artık "nnnevet... görüyorum!" (Bu arada bu hangi Cüneyt Arkın filmiydi acaba?) Demem o ki; Sinan Göker iyi doktor; ama İstanbul Cerrahi Hastanesi 2 saat sürecek dediği bekleme süresini 7.5 saate çıkarması olsun, paritesi 2.1 olan Euro'yu 2.2'den hesap etmesi olsun, ameliyat sonrası kontrolü "hee iyi görüyorsun aferim" ile geçiştirip ameliyatı yapan doktorla bir kez görüştürmemesi olsun, gördüğüm en başarısız hastanelerden. Baba da doktor olunca, hele de hastanelerde yöneticilik yapmış olunca az çok kıyaslama yapabiliyorum.

Not: Ameliyat sonrası Keten Tohumu içecekmişim bir yıl boyunca. Araştırdım cilde iyi geliyormuş. Doktor cildimi beğenmedi heralde... Peki...

12 Ekim 2009 Pazartesi

Dondurma Kent

Sosyal medya, diğer bir deyişle toplumsal pazarlama üzerine çok iyi bir görsel anlatım:

7 Eylül 2009 Pazartesi

Web 3.0...

Web 2.0'ı biliyoruz zaten diye ukalalık ediyoruz. Peki Web 3.0 nedir, diye sorulduğunda aynı havayla cevap verebiliyor muyuz? Ukalalığını devam ettirmek isteyenler yazının devamına:

Öncelikle şu isim meselesine çok takmayalım. Bunlar tanımlamayı kolaylaştırmak için uydurulmuş isimler, ama anlamları da yok değil. Aynı 3G gibi. 3G aslında temel olarak hızlandırılmış bağlantı demek. Bu kadar. Ama işin içine pazarlama girince bu video arama olur, internet bankacılığı olur, olur da olur... Neyse sapmayalım konudan, bu başka bir yazının konusu.

Web 2.0 ismine ihtiyaç vardı, çünkü internetin kullanılma alanı değişmişti ve bunu anlamlandırmak gerekiyordu. Aslında yeni jenerasyon web de denebilirdi tabii. Bunu da düşünürsek "web 3.0 nedir?" yerine "Yeni jenerasyon web ne üzerine temellenecek?" diye sormak akla daha yatkın olur.

Semantik Web

Web 3.0 duyacağınız her yerde bu terimi de duyacaksınız. Anlamsal web de diyebileceğimiz bu kavram; bilgisayarların web'e açık bilgileri anlaması, bunları harmanlayıp tekrar insanın anlayabileceği bir sonuca dönüştürmesi demektir. Yapay zekanın üst düzey rol oynadığı bu aşamada bilgisayarlar (ya da kodlar) kullanıcıların bilgilerini alıp bunları süzgeçlerden geçirip kullanıcıya hizmet olarak sunuyorlar. Örneklerle açıklayalım:

Örnek 1: Bir magazin dergisi web sitesi düşünün. Arkadaki kod parçaları google'da en çok aratılan ünlüleri buluyor; ya da bir adım öteye götürelim, senin en çok aradığın ünlülerin isimlerini buluyor ve anasayfaya o ünlüyle ilgili bir haberi getiriyor. Basit mi? Değil. Ama yapay zeka çalışmaları geliştikçe başarısı artıyor.

Örnek 2: gmail hesabın var. gmail hesabın aynı zamanda facebook hesabının da olduğu mail adresi. Sen facebook'ta en sevdiğin filmlere "Pulp Fiction, Kill Bill" yazmışsın. Sonra bir gün, "Picasa"ya giriyorsun (Picasa, Google'ın resim upload ağı) ve yanda bir reklam görüyorsun: "Quentin Tarantino'nun son filmi Inglourious Basterds piyasaya çıktı". Yeterince açık mı?

Bu semantik web gerçeğinden müthiş girişimcilik fikirleri çıkabileceği gibi rakip firmalar arasında birbirlerinin kodcuklarını kandırma savaşını da ortaya çıkarabilir. Sonuçta ne de olsa bunlar kod ve insanların yapacağı bir trick'le saçma sapan sonuçlar döndürecek hale gelebilirler. Bunun sonucunda da internette bir "yanlış bilgi" çöplüğüyle karşı karşıya kalırız. Dikkat: Yeni jenerasyon hacker'lar yolda...

İçiçe Uygulamalar

Bunun en net örneği facebook. Halihazırda bir sosyal ağ uygulaması olan facebook içinde youtube'dan anketlere, ebay'den arama algoritmalarına birçok "harici" application da mecvut. Bu içiçe uygulamalar şu an zaten oldukça yaygın, ancak bütün application'ların birleştiği, hatta kendi yazdığın yeni bir application'ı anında bu application havuzuna katabildiğin bir ortamı düşün. İşte "next step" dedikleri bu...

Mobilizasyon

Bu oldukça açık zaten. 3G, 4G derken buna alışmaya başlasak iyi olur. Şu an twitter, gittigidiyor, garanti, blogger gibi şirketlerin hepsi sitelerini mobil erişime özel bir dizaynla ve uygulamalarla sunuyorlar. Benim düşüncem, mobilizasyonun getireceği asıl farklılık sosyal anlamda olacak. Otobüste karşınızda gördüğünüz hoş kızı/erkeği üye olduğunuz sosyal ağda anında bulabildiğinizi ve onun da sizle aynı hisleri paylaştığını bu vasıtayla öğrendiğinizi düşünün. Yani mobilizasyonun açısından demek istediğim; web 3.0 = web 2.0 + mobilizasyon.

3D

Bu maddeyi biraz da hayallerle karışık ekliyorum. Aslında 3D için web 4.0'a yetişir demek yanlış olmayabilir. Minority Report'un gerçekleştiği gün bu maddeyi belki daha net anlayabileceğiz. Ben yine işin sosyal yönünü merak ediyorum: 3 boyutlu görebileceğin bir randevunun, ya da PDF yerine gerçek bir kitap gibi okuyabileceğin e-book'ların yapacağı değişim en azından bir "web 1.0" puanını hakediyor bence :)

Bu kadar çok gevezelikten sonra diyebilirim ki; emin olun yeni jenerasyon web bu tahminlerimizin yine de ötesinde olacak. İnsanların sosyal ve ekonomik ihtiyaçları web 2.0'ı şekillendirdi. Bu bilgiye bağlı kalarak yukarıdaki faktörlerin de web 3.0'ın temeli olacağını düşünebiliriz. Yalnız unutmamak gereken bir şey var ki; insanların ihtiyaçları değişime çok açıktır ve bu değişimler tamamen farklı bir web dünyasına sebep olabilir.

Son olarak hizmette sınır yok diyerek şu linkteki grafiği incelemenizi tavsiye ediyorum:

4 Eylül 2009 Cuma

Web 2.0...

Tamam, Web 2.0'yu artık hepimiz biliyoruz, ama şu videodan da ilham almamak mümkün değil.

31 Ağustos 2009 Pazartesi